← Tüm yazılar
Genel

Sessizlik

“Yazmak, dünyayı ikinci kez yaşamaktır.” demiş Albert Camus.

Ne zaman kaçmam gerekse bulunduğum anlardan, duygulardan, hatta omuzumdaki yüklerden, ben yazmayı seçtim. Yazmak eski bir dostumdu aslında. Sadece bazen kafanızdaki ses o kadar yükselir ki bırakın yazmayı, derin bir sessizliği bile özlersiniz.

Oysa ben derin sessizliklerden hiç hoşlanmam. Her zaman biraz ürkütücü gelmiştir bana. Kendi köşeme çekilmem bile gürültülü olur içimde. Bir türlü alışamam yalnızlığın o tonuna.

Ama bazen insan onu da özlüyor.

Günün koşuşturmasından, oradan oraya savrulmaktan uzaklaşmak; sadece kendisiyle baş başa kalmak istiyor.

Hep merak etmişimdir benzer durumda olan insanların ne yaptığını… Kafalarındaki sesleri, kavgaları, küslükleri nasıl yatıştırdıklarını.

Kimisi uzun yürüyüşlere çıkıyordur belki. Kimisi bir fincan kahvenin buharına sığınıyordur. Kimisi aynı şarkıyı defalarca başa sarıyordur. Kimisi de benim gibi, kelimelere bırakıyordur kendini.

Çünkü yazmak bazen anlatmak değildir. Yazmak, insanın kendi içinde birbirine karışmış cümleleri usulca sıraya dizmesidir. Hangi duygunun neye ait olduğunu yeniden hatırlamasıdır. İçindeki gürültüyü tamamen susturamaz belki ama ona bir anlam kazandırır.

Belki de bu yüzden, ne zaman kendimi kaybetmeye yaklaşsam elim yine kaleme gidiyor. Dünyayı değil, önce kendimi anlamaya çalışıyorum.

Ve sanırım yazmak tam da bu yüzden, insanın kendine dönebildiği en sessiz yolculuklardan biri.

Belki de Camus’nün dediği gibi, yazmak gerçekten dünyayı ikinci kez yaşamaktır.

Çünkü bazı şeyleri ilk yaşadığımızda sadece hissederiz.

Anlamamız ise bazen ancak ikinci kez yaşamamızla mümkün olur.

← Diğer yazılara dön

Yorum Yaz