← Tüm yazılar
Genel

Meğer

Hayat öyle bir şey ki…

Hep alacaklı olduğumu düşünürdüm.

Verdiğim onca emek, dökülen onca gözyaşı, kırılan kalbim… Günün sonunda bir gün hayattan tüm bunların karşılığını alacağıma inanırdım. Fakat nasıl ya da ne şekilde alacağımı bilmez, tahmin bile edemezdim.

İnsan hayal kurabiliyorsa yaşıyordur ya hani…

İnanır mısınız, benim hayal kuramadığım günler, haftalar değil, yıllarım vardı.

Sadece öylesine solunan bir nefes, öylesine yürünüp geçilen bir yol, rastgele bir sokaktı benim için günlerimin akışı. Uzaktan bakıldığında hiç de bu kadar dramatik görünmeyen ama içerisinde trajikomik bir sahnenin durmaksızın oynandığı bir hayat…

Meğer hayat, beni kendisine borçlu bırakarak geçirmiş yıllarını.

Benim alacağım gün gelene kadar kıvranıp durmuş, resmen sürüne sürüne yaşamışım.

Üstelik o gün de bir anda gelmedi.

Yıllara yayıla yayıla biraz daha borçlandırdı beni kendisine.

Hani her güzel şey bir anda olur derler ya; ben buna bir an bile inanmamış, hiç itimat etmemiştim.

Ama meğer karşınıza çıkan fırsatlar, yollar ve insanlar o an sizin için doğru zamanda değilse, hayat sizi daha sonra ödüllendiriyormuş.

Daha güzel bir zamanla…

Daha doğru bir yolla…

Ve bazen, eşsiz bir insanla…

İşte benim hikâyem de biraz böyle başladı.

Şimdi dönüp baktığımda görüyorum ki; kurduğum hayallerin de, ettiğim şükürlerin de bir sebebi var.

Hayatın yıllarca ödemeyi geciktirdiği o borç, yavaş yavaş kapanıyor sanki.

İsmini her cümlede anmasam da, her satırın arasında saklı biri var.

Bazı insanlar hayatınıza geldiklerinde size yeni bir yol göstermezler.

Size zaten yürüyebileceğinizi hatırlatırlar.

Belki de bu yüzden bugün sahip olduğum mutluluğun en güzel yanı, yaşadıklarıma rağmen değil; yaşadıklarım sayesinde karşıma çıkmış olması.

Ve ilk kez…

Hayalini kurabildiğim bir geleceğe bakarken korkudan çok huzur hissediyorum.

← Diğer yazılara dön

Yorum Yaz